Yağmur Damlalarındaki Hikmetler
Yağmur neden, çağlayan gibi su kütlesi şeklinde akmaz, teker teker damlalar halinde düşer?
Yağmur damlalarının şekli ve boyutu nasıldır?
Yağmur niçin havanın sürtünme kuvveti nedeniyle ısınmaz ve kaynar su şeklinde yağmaz?
Her yıl okyanuslardan 45 milyon metre küp su buharlaşır. Buharlaşan su, bulutlar haline sokulup rüzgarlar vasıtasıyla karalara taşınır. Böylece her yıl 3-4 milyon kilometre küp su, okyanuslardan karalara, yani bize ulaşmış olur. İnsanların hiçbir şekilde dolaşımını kontrol edemediği ve onsuz birkaç günden fazla yaşayamayacağı su, özel olarak gönderilir. Üstelik bu suyun oluşumunda ve yeryüzüne düşmesinde pek çok hikmetler vardır. Kuran’da, insanın “şükretmesi” için en açık işaretlerden biri olan yağmurun bu hikmetli özelliklerini Allah ayetlerde şöyle bildirir:
“Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?” (Vakıa Suresi, 68-70)
Yağmurun Buluttan Damla Damla Süzülerek Yağması Allah’ın Rahmetidir
Allah’ın yağmurda yarattığı hikmetlerden biri, yağmurun şelalelerde olduğu gibi büyük bir su kütlesi şeklinde yeryüzüne düşmemesidir. Eğer yağmur yeryüzüne bu şekilde düşseydi, yağışlar sırasında insanların günlük hayatlarına devam etmeleri mümkün olmaz, hatta her yağış sırasında seller oluşurdu. Bu seller önlerine çıkan herşeyi sürükleyerek maddi ve manevi pek çok zarara neden olurlardı. Fakat Yüce Rabbimiz’in yarattığı fizik kuralları sebebiyle yağmur, damlalar halinde ve hızını azaltarak yeryüzüne düşer ve tüm canlıların hayat kaynağı olan suya dönüşür.
Yağmurun damlalar halinde yağmasının sebebi su damlacıklarının bulutlarda oluşmasıdır. Bilindiği gibi bulut, buharın toz zerrecikleri ve elektrik yüklü parçacıklar üzerinde yoğunlaşmasıyla oluşur. Bu damlacıkların çapları genellikle 1 ila 10 mikron (1 mikron = 0,001 milimetredir) arasındadır. Bulutlar yukarı doğru belli bir hızla (1 ile 10 metre/saniye) hareket ederlerken su damlacıklarını da doğal olarak beraberinde götürürler. Damlacıklar yükseldikçe yoğunlukların artması sonucunda büyürler. İki veya daha fazla damlacık birleşerek damlalar oluşur. Bu damlacıkları hava artık yukarı taşıyamaz hale gelir ve damlalar yeryüzüne doğru düşmeye başlarlar.
Yağmur damlaları yere düşerken sabit hıza ulaşana kadar, büyük damlalar küçük damlalardan daha hızlı düştüğü için, büyük damlalar ile küçük damlalar çarpışıp birleşir. Çarpışma ve birleşme ile büyüyen damlalar belli büyüklüğe ulaşınca hava direnci su damlasının şeklini bozup, dağıtır ve saniyenin yüzde altısı gibi kısa bir sürede birçok küçük damlacığa dönüştürür. Aynı büyüklükteki damlaların havadaki hızları aynı olduğu ve aynı yönde hareket ettikleri için birbirleri ile çarpışmaları sözkonusu değildir.
Yağmur bulutlarının minimum yüksekliği 1200 metredir. Bu seviyeden düşen tek bir damlanın yaptığı etki, 1 kilogramlık bir ağırlığın 15 cm yükseklikten aşağı bırakılmasına eşittir.
10.000 metre yükseklikte de yağmur bulutları bulunabilmektedir. Bu kez tek bir damla, 1 kilogramlık ağırlığın 110 cm yükseklikten aşağı bırakılmasına eşit bir etki gösterecek ve bu durumda yağmur yağarken insanların çok geniş önlemlerin alındığı sığınaklara girmeleri gerekecekti.
Görüldüğü gibi Allah yağmurun düşme hızını belirleyerek yağmuru tüm canlılar için faydalı hale getirir:
“Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.” (Kaf Suresi, 9)
Yağmurun Sıcak Yağmaması Allah’ın Kullarına Lütfudur
Yağmur eğer sürtünme kuvvetinin etkisiyle ısınsaydı ve kaynar su şeklinde yeryüzüne düşseydi, canlılık asla mümkün olmazdı. Ancak yağmur suyu Rabbimiz’in ilmi ve kullarına olan lütfu sebebiyle daima hayat verecek şekilde soğuktur.
Daha önce belirtildiği gibi yağmur suyu buluttan ayrıldıktan sonra yere inerken hızlanır. Yağmur damlaları ağırlığından dolayı yerçekiminin etkisi ile aşağı düşerken aynı zamanda havanın direnci onu yukarıda tutmaya çalışır. Hava direnci damlacığa etki eden yer çekimi kuvvetine eşit olana kadar damlacık aşağı doğru hızlanır. Eşitlendiği andaki hız terminal hızdır ve bu sabit hızla damlacık aşağı olan yolculuğuna devam eder. Damlacık aşağı doğru inerken hava direncinden dolayı sürtünme nedeniyle ısınır. Fakat bu ısı damlacık kenarlarından buharlaşmada kullanılır. Buharlaşma ise damlacık yüzeyinde soğumaya neden olur. Böylece damlacık aşağı inerken küçülür ama ısınmaz. Dolayısıyla damlacık sıcak olmaz ve sıcak yağmur yağmaz.
Yüce Rabbimiz yağmuru kontrolü altında tutarak insanlar ve tüm canlılar için hayat kaynağı haline dönüştürdüğünü bir ayetinde şöyle haber verir:
“Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.” (Nahl Suresi, 10)
Kuran’da yağmurun oluşmasında büyük önemi olan bulutlarla ilgili ayetler aynı zamanda Allah’ın yaratmasındaki çeşitlilik hakkında da şöyle bilgi verilir:
“Allah rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince hemen sevince kapılıverirler.” (Rum Suresi, 48)
Orta büyüklükte yaklaşık bir kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde l.5 milyon kilogram su vardır.
Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.
Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlaların çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometr kalınlığındadır.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.
Bulutlar çok ağır olmalarına rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Bir bulutta en azından 1.000 ton su varsa da bu havanın hacmi bundan bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar gökyüzünde dolaşırlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmazlar.
Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları çok küçüktür. Bu nedenle üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar. Bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünürler.
Yağmurun Gübreleme Özelliği
Yağmur önemli bir gübredir. Fakir bir toprak, yalnızca yağmur aracılığıyla gelen gübrelerle bile, yüzyıllık bir süre içinde bitkiler için gereken tüm elementleri kazanabilir. Ormanlar da, yine bu deniz kökenli aerosoller yardımıyla gelişir ve beslenirler. Bu yolla, her yıl kara parçalarının toplam yüzeyi üzerine 150 milyon ton gübre düşmektedir. Bu doğal gübreleme işleyişi olmasaydı, Dünya üzerinde çok daha az bitki olacak, hayat dengesi bozulacaktı.
Yüce Rabbimiz’in belli bir miktar suyu gökten indirmesi, bu suyun içilebilecek tatta olması, ölü bir beldeyi canlandırması şüphesiz Allah’ın bize verdiği büyük bir nimettir. Bir ayette Rabbimiz’in yaratma ilmi şöyle bildirilmiştir:
“Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikr) vardır.” (Zümer Suresi, 21)
Yağmur Damlalarının Hızının Yere Düşerken Yavaşlaması Rabbimiz’in İlmiyle Gerçekleşir
Yüce Rabbimiz’in yağmur damlaları üzerinde yarattığı hikmetlerden biri de yağmurun düşüş hızıyla ilgilidir. Yağmur damlasıyla aynı ağırlık ve büyüklükteki bir cisim 1200 metreden bırakıldığında giderek hızlanacak ve yere yaklaşık 558 km/saatlik bir hızla düşecektir. Eğer yağmur damlası da bu yükseklikten aynı şekilde düşecek olsaydı, bu durumda tüm ekinler tahrip olacak, yerleşim alanları, evler ve arabalar hasar görecek, insanlar gerekli tedbirleri almadan yürüyemeyeceklerdi. Fakat böyle bir olay hiçbir zaman yaşanmaz; yağmur damlaları ne kadar yüksekten düşerlerse düşsünler, yeryüzüne ulaştıklarında ortalama hızları sadece saatte 8-10 km’dir. Bunun sebebi ise, yağmur damlasının atmosferin sürtünme etkisini artıran ve yere daha yavaş düşmesini sağlayan bir biçime sahip olmasıdır. Eğer yağmur damlası farklı bir şekilde olsaydı veya atmosferin sürtünme özelliği bulunmasaydı, her yağmur yağışında yeryüzünün nasıl bir felaketle karşı karşıya geleceğini anlamak için şu rakamlara bakmak yeterli olacaktır:
Yağmur suyunun kaynağı buharlaşmadır ve buharlaşmanın %97′si “tuzlu” okyanuslardan olmaktadır. Oysa yağmur suyu tatlıdır. Yağmurun tatlı olmasının sebebi Allah’ın koyduğu başka bir kanundur. Bu kanuna göre su, ister tuzlu denizlerden, ister mineralli göllerden ya da çamurların içinden buharlaşsın yanında başka hiçbir yabancı madde taşımaz. Kuran’da bildirilen, “…Biz, gökten tertemiz su indirdik.” (Furkan Suresi, 48) hükmü gereği, duru ve tertemiz bir biçimde yere iner.
Yağmur neden, çağlayan gibi su kütlesi şeklinde akmaz, teker teker damlalar halinde düşer?Yağmur damlalarının şekli ve boyutu nasıldır?Yağmur niçin havanın sürtünme kuvveti nedeniyle ısınmaz ve kaynar su şeklinde yağmaz?Her yıl okyanuslardan 45 milyon metre küp su buharlaşır. Buharlaşan su, bulutlar haline sokulup rüzgarlar vasıtasıyla karalara taşınır. Böylece her yıl 3-4 milyon kilometre küp su, okyanuslardan karalara, yani bize ulaşmış olur. İnsanların hiçbir şekilde dolaşımını kontrol edemediği ve onsuz birkaç günden fazla yaşayamayacağı su, özel olarak gönderilir. Üstelik bu suyun oluşumunda ve yeryüzüne düşmesinde pek çok hikmetler vardır. Kuran’da, insanın “şükretmesi” için en açık işaretlerden biri olan yağmurun bu hikmetli özelliklerini Allah ayetlerde şöyle bildirir:”Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?” (Vakıa Suresi, 68-70)Yağmurun Buluttan Damla Damla Süzülerek Yağması Allah’ın RahmetidirAllah’ın yağmurda yarattığı hikmetlerden biri, yağmurun şelalelerde olduğu gibi büyük bir su kütlesi şeklinde yeryüzüne düşmemesidir. Eğer yağmur yeryüzüne bu şekilde düşseydi, yağışlar sırasında insanların günlük hayatlarına devam etmeleri mümkün olmaz, hatta her yağış sırasında seller oluşurdu. Bu seller önlerine çıkan herşeyi sürükleyerek maddi ve manevi pek çok zarara neden olurlardı. Fakat Yüce Rabbimiz’in yarattığı fizik kuralları sebebiyle yağmur, damlalar halinde ve hızını azaltarak yeryüzüne düşer ve tüm canlıların hayat kaynağı olan suya dönüşür.Yağmurun damlalar halinde yağmasının sebebi su damlacıklarının bulutlarda oluşmasıdır. Bilindiği gibi bulut, buharın toz zerrecikleri ve elektrik yüklü parçacıklar üzerinde yoğunlaşmasıyla oluşur. Bu damlacıkların çapları genellikle 1 ila 10 mikron (1 mikron = 0,001 milimetredir) arasındadır. Bulutlar yukarı doğru belli bir hızla (1 ile 10 metre/saniye) hareket ederlerken su damlacıklarını da doğal olarak beraberinde götürürler. Damlacıklar yükseldikçe yoğunlukların artması sonucunda büyürler. İki veya daha fazla damlacık birleşerek damlalar oluşur. Bu damlacıkları hava artık yukarı taşıyamaz hale gelir ve damlalar yeryüzüne doğru düşmeye başlarlar.Yağmur damlaları yere düşerken sabit hıza ulaşana kadar, büyük damlalar küçük damlalardan daha hızlı düştüğü için, büyük damlalar ile küçük damlalar çarpışıp birleşir. Çarpışma ve birleşme ile büyüyen damlalar belli büyüklüğe ulaşınca hava direnci su damlasının şeklini bozup, dağıtır ve saniyenin yüzde altısı gibi kısa bir sürede birçok küçük damlacığa dönüştürür. Aynı büyüklükteki damlaların havadaki hızları aynı olduğu ve aynı yönde hareket ettikleri için birbirleri ile çarpışmaları sözkonusu değildir.Yağmur bulutlarının minimum yüksekliği 1200 metredir. Bu seviyeden düşen tek bir damlanın yaptığı etki, 1 kilogramlık bir ağırlığın 15 cm yükseklikten aşağı bırakılmasına eşittir.10.000 metre yükseklikte de yağmur bulutları bulunabilmektedir. Bu kez tek bir damla, 1 kilogramlık ağırlığın 110 cm yükseklikten aşağı bırakılmasına eşit bir etki gösterecek ve bu durumda yağmur yağarken insanların çok geniş önlemlerin alındığı sığınaklara girmeleri gerekecekti.Görüldüğü gibi Allah yağmurun düşme hızını belirleyerek yağmuru tüm canlılar için faydalı hale getirir:”Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.” (Kaf Suresi, 9)Yağmurun Sıcak Yağmaması Allah’ın Kullarına LütfudurYağmur eğer sürtünme kuvvetinin etkisiyle ısınsaydı ve kaynar su şeklinde yeryüzüne düşseydi, canlılık asla mümkün olmazdı. Ancak yağmur suyu Rabbimiz’in ilmi ve kullarına olan lütfu sebebiyle daima hayat verecek şekilde soğuktur.Daha önce belirtildiği gibi yağmur suyu buluttan ayrıldıktan sonra yere inerken hızlanır. Yağmur damlaları ağırlığından dolayı yerçekiminin etkisi ile aşağı düşerken aynı zamanda havanın direnci onu yukarıda tutmaya çalışır. Hava direnci damlacığa etki eden yer çekimi kuvvetine eşit olana kadar damlacık aşağı doğru hızlanır. Eşitlendiği andaki hız terminal hızdır ve bu sabit hızla damlacık aşağı olan yolculuğuna devam eder. Damlacık aşağı doğru inerken hava direncinden dolayı sürtünme nedeniyle ısınır. Fakat bu ısı damlacık kenarlarından buharlaşmada kullanılır. Buharlaşma ise damlacık yüzeyinde soğumaya neden olur. Böylece damlacık aşağı inerken küçülür ama ısınmaz. Dolayısıyla damlacık sıcak olmaz ve sıcak yağmur yağmaz.Yüce Rabbimiz yağmuru kontrolü altında tutarak insanlar ve tüm canlılar için hayat kaynağı haline dönüştürdüğünü bir ayetinde şöyle haber verir:”Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.” (Nahl Suresi, 10)Kuran’da yağmurun oluşmasında büyük önemi olan bulutlarla ilgili ayetler aynı zamanda Allah’ın yaratmasındaki çeşitlilik hakkında da şöyle bilgi verilir:”Allah rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince hemen sevince kapılıverirler.” (Rum Suresi, 48)Orta büyüklükte yaklaşık bir kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde l.5 milyon kilogram su vardır.Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlaların çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometr kalınlığındadır.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.Bulutlar çok ağır olmalarına rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Bir bulutta en azından 1.000 ton su varsa da bu havanın hacmi bundan bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar gökyüzünde dolaşırlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmazlar.Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları çok küçüktür. Bu nedenle üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar. Bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünürler.Yağmurun Gübreleme ÖzelliğiYağmur önemli bir gübredir. Fakir bir toprak, yalnızca yağmur aracılığıyla gelen gübrelerle bile, yüzyıllık bir süre içinde bitkiler için gereken tüm elementleri kazanabilir. Ormanlar da, yine bu deniz kökenli aerosoller yardımıyla gelişir ve beslenirler. Bu yolla, her yıl kara parçalarının toplam yüzeyi üzerine 150 milyon ton gübre düşmektedir. Bu doğal gübreleme işleyişi olmasaydı, Dünya üzerinde çok daha az bitki olacak, hayat dengesi bozulacaktı.Yüce Rabbimiz’in belli bir miktar suyu gökten indirmesi, bu suyun içilebilecek tatta olması, ölü bir beldeyi canlandırması şüphesiz Allah’ın bize verdiği büyük bir nimettir. Bir ayette Rabbimiz’in yaratma ilmi şöyle bildirilmiştir:“Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikr) vardır.” (Zümer Suresi, 21)Yağmur Damlalarının Hızının Yere Düşerken Yavaşlaması Rabbimiz’in İlmiyle GerçekleşirYüce Rabbimiz’in yağmur damlaları üzerinde yarattığı hikmetlerden biri de yağmurun düşüş hızıyla ilgilidir. Yağmur damlasıyla aynı ağırlık ve büyüklükteki bir cisim 1200 metreden bırakıldığında giderek hızlanacak ve yere yaklaşık 558 km/saatlik bir hızla düşecektir. Eğer yağmur damlası da bu yükseklikten aynı şekilde düşecek olsaydı, bu durumda tüm ekinler tahrip olacak, yerleşim alanları, evler ve arabalar hasar görecek, insanlar gerekli tedbirleri almadan yürüyemeyeceklerdi. Fakat böyle bir olay hiçbir zaman yaşanmaz; yağmur damlaları ne kadar yüksekten düşerlerse düşsünler, yeryüzüne ulaştıklarında ortalama hızları sadece saatte 8-10 km’dir. Bunun sebebi ise, yağmur damlasının atmosferin sürtünme etkisini artıran ve yere daha yavaş düşmesini sağlayan bir biçime sahip olmasıdır. Eğer yağmur damlası farklı bir şekilde olsaydı veya atmosferin sürtünme özelliği bulunmasaydı, her yağmur yağışında yeryüzünün nasıl bir felaketle karşı karşıya geleceğini anlamak için şu rakamlara bakmak yeterli olacaktır:Yağmur suyunun kaynağı buharlaşmadır ve buharlaşmanın %97′si “tuzlu” okyanuslardan olmaktadır. Oysa yağmur suyu tatlıdır. Yağmurun tatlı olmasının sebebi Allah’ın koyduğu başka bir kanundur. Bu kanuna göre su, ister tuzlu denizlerden, ister mineralli göllerden ya da çamurların içinden buharlaşsın yanında başka hiçbir yabancı madde taşımaz. Kuran’da bildirilen, “…Biz, gökten tertemiz su indirdik.” (Furkan Suresi, 48) hükmü gereği, duru ve tertemiz bir biçimde yere iner.
read moreDeniz ve Kara Oranı
Kur’an-ı Kerim’de geçen “Deniz” ve “Kara” kelimelerinin sayıca birbirlerine oranı, bugün modern bilimdeki oranla birebir aynıdır. Halbuki o yıllarda henüz kıtalar keşfedilmemişti ve kara-deniz oranının bilimsel olarak tespit edilmesi mümkün değildi. Örneğin Amerika gibi büyük bir kara parçasının varlığı Kuran’dan yüzyıllar sonra 15. yüzyılda keşfedilmiştir.
Kur’an’da toplam 13 defa “Kara (berr, yabas)” ifadesi geçmektedir. “Deniz (bahr)” kelimesi ise 32 defa geçmektedir. Yani deniz oranı 32/45, kara oranı ise 13/45 olarak verilmektedir. Yüzdelere çevirdiğimizde deniz oranı yüzde 71, kara oranı ise yüzde 29 çıkmaktadır. Modern bilimin bulgularına göre de denizler Dünya’nın yüzde 71′ini, karalar ise yüzde 29′unu kaplamaktadır. Günümüzde bilimadamları bu tür ince hesaplamaları uydu fotoğrafları ve bilgisayarlar ile yapabilmektedir.
Yağmurdaki Ölçü
Kuran’da yağmur hakkında verilen bir diğer bilgi ise, yağmurun belli bir ölçü ile indirildiğidir. Zuhruf Suresi’nde şöyle buyrulur:
“Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de,onunla ölü bir memleketi ‘diriltti (ve her yanına hayat) yaydı’; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 11)
Yağmurdaki bu ölçü de, yine çağımızdaki araştırmalarla tespit edilmiştir. Ölçümlere göre, yeryüzünden bir saniyede 16 milyon ton su buharlaşmaktadır. Bir yılda bu miktar 505 trilyon tona ulaşır. Bu, aynı zamanda bir yılda Dünya’ya yağan yağmur miktarıdır. Yani su, sürekli bir denge içinde, “bir ölçüye göre” dönüp durmaktadır. Yeryüzündeki hayatın devamı da, bu su döngüsü sayesinde sağlanır. İnsan sahip olduğu tüm teknolojik imkanları kullansa dahi bu döngüyü asla yapay olarak gerçekleştiremez.
Eğer bu miktarda en küçük bir değişiklik bile olsa, kısa bir zaman sonra büyük bir ekolojik dengesizlik ortaya çıkacak ve bu da hayatın sonunu getirecektir. Fakat hiçbir zaman böyle olmaz; yağmur, Kuran’da bildirildiği gibi, yeryüzüne her sene aynı miktarda inmeye devam eder.
read moreAllah (cc.) Katında Din, İslam’dır
Allah (cc.), tarih boyunca peygamberleri vesilesiyle insanlara hak dini bildirmiştir. Tarih boyunca gelen tüm peygamberler insanları bir olan Allah’a iman etmeye, kendilerine ve diğer tüm peygamberlere itaat etmeye, meleklere, kadere, ahiret gününe inanmaya, Allah rızası için iyilikte bulunmaya ve güzel ahlaklı olmaya davet etmişlerdir. Allah gönderdiği dinlerin şeri hükümlerinde zaman zaman değişiklikler takdir etmiş, ama özünde tüm peygamberler insanları İslam’a ve Müslüman olmaya davet etmişlerdir. Çünkü Allah Katında hak din İslam’dır:
Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam’dır. (Al-i İmran Suresi, 19)
Hz. Nuh (as) da, Hz. İbrahim (as) da, Hz. Yakub (as) da, Hz. Musa (as) da, Hz. İsa (as) da ve diğer tüm peygamberlerde gönderildikleri kavmi Allah’ın hak dinine davet etmişler, onlara Müslümanlardan olmalarını bildirmişlerdir. Nitekim Al-i İmran Suresi’nin 67. ve 68. ayetlerinde, Hz. İbrahim (as)’ın Müslüman olduğu şu şekilde haber verilir:
İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi.
Doğrusu, insanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü’minlerin velisidir. (Al-i İmran Suresi, 67-68)
Hz. Yakup (as)’ın oğullarına “Müslüman olmalarını” vasiyet ettiği ise ayette şu şekilde bildirilmektedir:
Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: “Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can verin” (diye benzer bir vasiyette bulundu.) (Bakara Suresi, 132)
Hz. İsa (as) ve havarileri de Müslümanlar olduklarını söylemişlerdi:
Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: “Allah için bana yardım edecekler kimdir?” Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz; biz Allah’a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol” dediler. (Al-i İmran Suresi, 52)
Hz. Musa (as) da kavmini Müslümanlardan olmaya davet etmişti:
Musa dedi ki: “Ey kavmim, eğer siz Allah’a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O’na tevekkül edin.” (Yunus Suresi, 84)
Görüldüğü gibi gelen her peygamber kavmini Müslüman olmaya yani, Allah Katındaki hak din olan İslam’a davet etmiştir. Allah’ın bu peygamberlerine indirdiği hak kitaplar ve bildirdiği şeriat zaman içinde bozulmalara uğramış, özünden uzaklaşmıştır. Ama Allah Kuran’ı bozulmadan koruyacağını vaad etmiştir ve tüm insanların son hak kitap olan Kuran’a tabi olmalarını bildirmiştir. Dolayısıyla Hz. Musa (as)’ı candan seven bir Musevi Hz. Musa (as)’ın getirdiği hak dini yaşamak istiyorsa, bu ancak Kuran’a tam uymasıyla mümkün olacaktır. Aynı şekilde Hz. İsa (as)’a gönülden tabi olan bir Hristiyan havariler dönemindeki gibi saf Hristiyanlığı yaşamak istiyorsa Kuran’a uymak durumundadır. Çünkü Hz. Musa (as)’ın da Hz. İsa (as)’ın da anlattıklarının en doğru, en güzel, en saf hali Kuran içinde yer almaktadır. Hristiyanlar ve Museviler, Allah’ın bir olduğuna iman edip “LailaheillAllah”, Hz. Muhammed (sav)’in son hak peygamber olduğuna iman edip “MuhammedenResulullah” dedikten ve Kuran’a tabi olduklarında Allah’ın izniyle canları gibi sevdikleri Hz. Musa (as)’a ve Hz. İsa (as)’a tam uymuş olacaklardır. Ve Allah’ın izniyle bu, içinde bulunduğumuz yüzyılda Hz. İsa (as)’ın zuhuruyla gerçekleşecek, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) öncülüğünde tek hak din İslam tüm yeryüzüne hakim olacaktır.
read moreAltın Oran
ALTIN ORAN’IN SAYISI 1,618′DİR
“Rabbimiz herşey için bir ölçü kılmıştır.”(Talak Suresi, 3)
… Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)
Göklerin ve yerin mülkü O’nundur; çocuk edinmemiştir. O’na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)
İNSAN YÜZÜNDE ALTIN ORAN
* Üst çenedeki ön iki dişin enlerinin toplamının boylarına oranı
* İlk dişin genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı
* Yüzün boyunun yüzün genişliğine oranı
* Dudakla kaşların birleşim yeri arasının burun boyuna oranı
* Yüzün boyunun çene ucuyla kaşların birleşim yeri arasındaki mesafeye oranı
* Ağız boyunun boyun genişliğine oranı
* Burun genişliğinin burun delikleri arasındaki mesafeye oranı ALTIN ORANI GÖSTERMEKTEDİR.
DÜNYANIN ALTIN ORAN NOKTASI: MEKKE
MEKKE ŞEHRİNİN KUZEY KUTUP NOKTASINA OLAN UZAKLIĞIYLA GÜNEY KUTUP NOKTASINA OLAN UZAKLIĞI ALTIN ORAN SAYISINI VERİR: 1,618
MEKKE ŞEHRİNİN GÜNEY KUTUP NOKTASINA OLAN UZAKLIĞI İLE İKİ KUTUP NOKTASI ARASINDAKİ UZAKLIĞIN BİRBİRİNE ORANI ALTIN ORAN SAYISINI VERİR: 1,618
DÜNYANIN ORTAK YER BELİRLEME DİLİ HALİNE GELMİŞ ENLEM BOYLAM HARİTASINA GÖRE DÜNYANIN ALTIN ORAN NOKTASI MEKKE’DİR.
MEKKE’DE GÜNLERİN DEĞİŞTİĞİ VE GÜN DÖNÜM ÇİZGİSİ OLARAK BELİRLENEN SINIRA OLAN DOĞU UZAKLIĞI İLE BATI UZAKLIĞININ BİRBİRİNE ORANI ALTIN ORAN SAYISINI VERİR: 1,618
MEKKE’NİN GÜN DÖNÜMÜ ÇİZGİSİNE BATI YÖNLÜ UZAKLIĞININ DÜNYANIN O ENLEMDEKİ ÇEVRE UZUNLUĞUNA ORANI ALTIN ORAN SAYISINI VERİR: 1,618
KURAN’DA MEKKE’DEN BAHSEDİLEN AYETTE ALTIN ORAN:
KURAN’DA MEKKE KELİMESİNİN GEÇTİĞİ TEK BİR AYET VARDIR:
AL-İ İMRAN, 96.AYET:
Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka’be)dir.
BU AYETİN TÜM HARF SAYISI 47’DİR. HARF SAYILARININ ALTIN ORANINI ALDIĞIMIZDA MEKKE ŞEHRİNİN İŞARET EDİLDİĞİNİ GÖRÜRÜZ.
47 : 1,618 = 29
AYETİN BAŞINDAN MEKKE KELİMESİNE KADAR TAM 29 HARF VARDIR.
LEONARDO PERGELİYLE YAPILAN DÜNYA HARİTASINDA YAPILAN ÖLÇÜMLERDE MEKKE ŞEHRİNİN ARABİSTAN’IN ALTINORAN BÖLGESİNDE, KABE’NİN DE MEKKE’NİN ALTIN ORAN BÖLGESİNDE YER ALDIĞINI GÖRÜRÜZ.
Tüm yeryüzüne hakim olan bu olağanüstü oran Yüce Allah’ın her şeyi bir düzen, ölçü, simetri ve mükemmellik içinde yarattığının çok büyük bir delilidir. Bu önemli delil, Darwinistlerin tüm iddialarını tam temelinden yerle bir etmeye yeter. Bütün kainat, Allah’ın üstün ve eşsiz eserlerinin sergilendiği bir iman hakikatidir. Şüphesiz Allah, bu muhteşem sanatı, bunun daha da eşsiz ve alâsını yaratmaya kadir ve muktedirdir.
read moreDenizlerin Birbirine Karışmaması
Denizlerin, araştırmacılar tarafından çok yakın bir geçmişte tespit edilen bir özelliği, Kuran’ın Rahman Suresi’nde şöyle bildirilir:
Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler. (Rahman Suresi, 19-20)
Birbirine açılan fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin ayette bildirilen bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. “Yüzey gerilimi” adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, adeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller.
Elbette ki insanların, fizikten, yüzey geriliminden, okyanus biliminden haberdar olmadıkları bir devirde bu gerçeğin Kuran’da bildirilmiş olması son derece dikkat çekici bir durumdur.
Son Yorumlar