da olabileceğini göstermek. Benim iddiam da tıpkı onların ki gibi (ve muhtemelen) hatalı olabilir, ama ben bunu peşin olarak kabul ediyor ve bu işte ümmetin ortak aklının zamanın da yardımıyla doğruyu bulacağına (bu benim iddiam olmasa da) inanıyorum. Bu iddiayı ortaya atmamın sebeplerinden biri Kuran’daki ifadelerden, 19 hakkındaki gerçeğin dünyada iken anlaşılacağının çıkarılabilmesidir. Ancak bazıları bu konuda öyle şeyler ortaya atmıştır ki ümmet artık bu konuya yaklaşmaya bile korkar hale gelmiştir. Bu açıdan cesaretle ama temkini elden bırakmadan yeni açılımların yapılması gerektiğini düşünmekteyim.
19 ile ilgili benim iddiam basitçe şudur: “Kuran 19 sayısı ile cehennem arasında doğrudan bir ilişki kurarak ve 19’u bir fitne olarak tanımlayarak ve 19 ile ilgili gerçeğin ortaya çıkması ile müminlerin ve kitap ehlinin şüphelerinin önüne geçileceğini belirterek, 19. yüzyılda küfrün (ateizm) yükselişe geçeceğini ve “Evrim Teorisi” fitnesinin gelişini mucizevi bir şekilde haber vermektedir.” (En doğrusunu Allah (c.c) bilir.)
Bu durumda 19 ile ilgili ortada benim ileri sürdüğümü de dâhil edersek şu an için 3 görüş var:
“19” ile ilgili tefsirlerdeki geleneksel görüş
Kuran’da 19 kodu var.
19 ile cehennem, yani kafirler ve 19. yüzyıl arasında bir ilişki var.
İlgili Ayetler
Müddesir/27-31 – Elmalılı Hamdi Yazır
Sekar'ın ne olduğunu bilir misin?
Ne bir parça kor, ne bırakır.
İnsana susamış bir susuzdur,
Üzerinde ondokuz (bekçi-melek) vardır.
Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık, sayılarını da sadece inkarcılar için bir fitne vesilesi kıldık ki, kitap verilenler kesin inanç edinsin, inananların imanını arttırsın, kitap verilenlerle, müminler şüphelenmesin, kalplerinde hastalık bulunanlarla kafirler: "Allah bununla mesela ne demek istiyor?" desin, işte böyle Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğine de yola getirir. Rabbinin ordularını sadece kendisi bilir; ve o ancak düşünmek için insanlara bir öğüttür.
Müddesir/27-31 – Yaşar Nuri Öztürk
Bilir misin nedir sekar?
Ortada bir şey bırakmaz, hiçbir şeyi görmezlik etmez o.
İnsan için tablolar/levhalar/ekranlar sunandır o/deriyi yakıp kavurandır o.
Üzerinde ondokuz vardır onun.
Biz, cehennem yârânını hep melekler yaptık. Ve biz, onların sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler. İşte böyle. allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.
Müddesir/27-31 (İngilizce, A.Yusuf Ali)
And what will explain to thee what Hell-Fire is?
Naught doth it permit to endure, and naught doth it leave alone!-
Darkening and changing the color of man!
Over it are Nineteen.
And We have set none but angels as Guardians of the Fire; and We have fixed their number only as a trial for Unbelievers,- in order that the People of the Book may arrive at certainty, and the Believers may increase in Faith,- and that no doubts may be left for the People of the Book and the Believers, and that those in whose hearts is a disease and the Unbelievers may say, "What doth Allah intend by this ?" Thus doth Allah leave to stray whom He pleaseth, and guide whom He pleaseth: and none can know the forces of thy Lord, except He and this is no other than a reminder to mankind.
Bu ayetlerde 19’un biricik fonksiyonu tanımlanmakta ve takip edeceği söylenen sonuçları verilmektedir.
19 Hakkında Geleneksel Görüş
Tefsirlerde “19” hakkında yer alan görüş özetle şudur: “19”, cehennem meleklerinin sayısıdır ve kâfirler için bir “imtihan” meselesi yapılmıştır. Bu “imtihan” yapılış kâfirlerin o sayıyla uğraşıp durması ile açıklanır ve Ebu Cehil’in 19 melekle ilgili sözleri aktarılır. Ana fikir kâfirlerin “19” ile uğraşıp duruyor olmalarıdır. Ayette verilen sonuçlar ise 19’un başka bir özelliği ile açıklanır. Tefsirlere göre cehennem meleklerinin sayısı olarak bildirilen 19, kitap ehlinin (Yahudiler) kitaplarında da (Tevrat) aynı şekilde 19 olarak verilmiştir. Tefsirciler buradan hareketle ayette verilen sonuçların bu uyum ile sağlanacağını söylemişlerdir. Onlara göre Kuran’da da aynı sayıda cehennem meleğinin verildiğini gören kitap ehli Kuran’ın Allah’tan gelmiş olduğunu anlayarak kesin bilgiye ulaşacaklar ve peygamberin saygınlığını kavrayacaklardır. Sorun şu ki, ayette 19’un bu uyum özelliği (fonksiyonu) ile ilgili hiçbir referans yoktur. Geleneksel yorumun bundan daha büyük sorunları da vardır. Biz bunlara aşağıda değineceğiz.
Kod 19
Okuyucuların Kod 19’un ne olduğunu bildiklerini var sayarak bu iddianın detaylarına girmeyeceğim. Arzu eden internette detaylı bilgi bulabilir. Fakat Kod 19’un aslında ne yaptığını kısaca açıklamaya çalışacağım.
Kod 19 iddiasına göre “19” sayısı hem kâfirler için bir “deneme” ve hem de (aynı zamanda) müminlerin ve kitap ehlinin iman etmelerini sağlayacak matematiksel bir mucizedir. Aslında Kod 19’un yaptığı da geleneksel yorumun yaptığı ile aynıdır. Kod 19 destekçileri “19” sayısı ile “onun kâfirler için bir fitne oluşunu” birbirinden ayırmakta ve 19 sayısına yükledikleri yeni bir fonksiyonu olan bir anlamla ayette elde edileceği açıklanan sonuçları ilişkilendirmektedirler. Sorun şu ki, 19’un bir kod olduğuna dair ayette bir referans yoktur ve daha kötüsü 19 ile onun kâfirler için bir fitne oluşunu birbirinden ayırmanın mantıksal bir yolu ve sebebi de yoktur. Tabii eğer 19’a yeni bir fonksiyonu olan bir anlam yüklemek istemiyorsanız.
Ayetlerin Analizi
Her şeyden önce ayette “19” ile cehennem arasında açık ve reddedilemez bir ilişki kurulmuştur. Bu durum hem geleneksel görüşün ve hem de Kod 19 iddiasının aleyhinedir. Çünkü her iki iddia da 19’a pozitif bir anlam yüklemektedir. Kod 19 bu sayıyı mucizevî bir kodlama sistemi olarak sunmakta, geleneksel görüş ise Kuran ile Tevrat arasındaki uyumu vurgulamaktadır. Benim iddiam ise 19’un olumsuz bir anlamı olduğunu vurgulamaktadır ve bu açıdan 19 ve cehennem ilişkisi, iddiam ile tamamen uyumludur.
Ayete yakından baktığımızda “19” sayısının tek bir fonksiyonu olduğunun altı çizilerek vurgulandığını görürüz. Ayet “sayılarını da sadece inkarcılar için bir fitne vesilesi kıldık” demektedir. Burada “sadece” kelimesinin kullanılması ilginçtir. 19’un -bir sayı olarak her ne anlama geliyorsa- “sadece” inkârcılar için bir fitne özelliği taşıyacağı belirtilmiştir. Bu “sadece” kelimesi “19” sayısının tek fonksiyonunun bir fitne olmak olduğunu ve 19’un kendisinin bir sayı olarak doğrudan inananlarla ilgisi olmadığını düşündürtmektedir. Bu açıdan sadece benim iddiam ayakta kalmaktadır. Çünkü gerek Kod 19 gerekse de geleneksel yorum 19’un kâfirler için bir fitne olmaktan başka fonksiyonu olduğunu savunmaktadırlar. Oysa bu durum ayette verilen açık ifadeyle tamamen çelişmektedir.
Ayetin bu kısmına biraz daha dikkatli bakalım: “sayılarını da sadece inkarcılar için bir fitne vesilesi kıldık ki, kitap verilenler kesin inanç edinsin, inananların imanını arttırsın…” Buradaki “ki” eki de çok ilginç! “ki” eki önceki cümleyi sonrakine bağlama görevi görüyor. Önceki cümledeki anlam “tümüyle” sonrakine bağlanıyor… Yani “19’un inkarcılar için bir fitne vesilesi olması” olayının tamamı ile ayette takip eden sonuçlar arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kuruluyor, yoksa sadece 19 ile değil! Ayet “19’un bir fitne kılınışı” sayesinde elde edilecek sonuçları tarif ediyor. Oysa “Kod 19” ve geleneksel yorum savunucuları “19” ve “fitne kılınış” ifadelerini birbirinden ayırarak, elde edileceği bildirilen sonuçları “19” sayısının ayette hiçbir şekilde belirtilmeyen yeni bir fonksiyonu olan anlamlarıyla ilişkilendiriyorlar. Ancak ayetteki ifadeden onların yaptıkları çıkarımı yapmanın hiçbir mantıksal yolu yok. Aksine ayet tarif ettiği sonuçları açıkça “19’un fitne kılınışına” bağlamış.
Kısacası inananların ve kitap ehlinin imanını artıracak olay “19’un inkârcılar için bir fitne olduğunun” anlaşılmasıdır, 19’un kendisi ya da 19 ile ilgili başka bir şey değil!
Bazıları benim Türkçe bir mealdeki “sadece” kelimesi ve “ki” bağlacından hareketle bütün bu çıkarımları yapmamı eleştirebilir. Ancak A.Yusuf Ali’nin İngilizce mealinde de aynı sözcük kullanılmıştır ve benzer bir bağlaçla aynı anlam verilmiştir. Dahası yukarıda alıntı yaptığımız Yaşar Nuri Öztürk’ün meali de bizim iddiamızı desteklemektedir. O mealde de “başka şey değil” anlamı ve benzer bir bağlaç vardır.
Kuran’ın orijinal Arapça ifadesi ise “ve ma ce’alna ‘ıddetehum illa fitneten lilleziyne keferu …” şeklindedir. Bu ifade Elmalı hocanın ya da Yaşar Nuri hocanın yaptığı gibi çevrilebilir. Yani ayetin Arapça orijinalinde de aynı anlam vardır.
19. yüzyıl iddiam bu açıdan ayetle tümüyle uyumludur. Çünkü benim iddiam 19’a yeni ve ayette olmayan bir fonksiyonu olan bir anlam yüklememektedir. Benim iddiamın vurguladığı şey “19. yüzyılın kâfirler için bir fitne asrı” olduğunun anlaşılmasının ayette verilen sonuçları doğuracağıdır. Yani ayette verilen 19’un biricik ve tek fonksiyonu olan fitne olmak dışında 19’a benim iddiamın yüklediği yeni bir fonksiyon yoktur.
Ayette verilen sonuçların Analizi
Müddesir/31 ayetine göre 19 ile ilgili gerçek şu sonuçları doğuracaktır:
Kitap ehline (imanda) kesinlik kazandıracak,
Müminlerin inancını artıracak,
Kitap ehli ve müminlerin şüphelerini giderecek.
Her 3 iddiayı da verilen sonuçlar açısından inceleyelim.
Geleneksel yorum verilen sonuçları sağlama açısından çocukça bir beklenti olduğu izlenimi vermektedir. Kuran’ın cehennem meleklerinin sayısını aynen Tevrat’taki sayı olarak vermesinin bütün bu sonuçları doğuracağını düşünmek iyimserlikten başka bir şey değildir. Ben hiçbir Yahudi ya da Hıristiyan’ın bu sayı uyumundan hareketle Kuran’ın Allah’tan olduğuna inanacağını tasavvur edemiyorum. Tam tersi bu durum onların Kuran’ın sadece bir kopya olduğunu düşünmelerine sebep olur. Fakat geleneksel yorumun asıl sıkıntısı, elde edilecek sonuçları 19’un Kuran ve Tevrat’ta aynen geçmesine bağlamak suretiyle, ayette ifade edilen 19’un tek ve biricik fonksiyonunun dışına çıkıyor olmasıdır. Yani geleneksel yorum “kâfirler için bir fitne oluşunun” dışında 19’a Tevrat’la uyum fonksiyonu eklemekte ve sonuçları bu uyumun sağlayacağını iddia etmektedir.
Kod 19 iddiası da bütün sonuçları sağlar görünmektedir. Matematiksel olarak yapılandırılmış bir kitap bazı insanların ilgisini çekebilir ve ayette verilen sonuçları doğurabilir. Fakat problem şudur ki, bu tip matematiksel “mucizeler” (ya da istatistiksel rastlantılar) pek çok kitapta bulunabilir. Nitekim araştırdığımda Hıristiyan İncili ve hatta Amerikan Bağımsızlık Bildirisinde bu tip sayısal kodlar bulunduğunu iddia edenler olduğunu gördüm. Dolayısıyla bu tip istatistiksel rastlantıların şansın çok ötesinde olduğunu iddia etmek ve bunları barındıran kitapların kutsal kaynaklı olduğunu düşünmek yine bir tür iyimserlikten başka bir şey değil. Fakat Kod 19’un esas problemi de tıpkı geleneksel yorumda olduğu gibi ayette tarif edilen sonuçları 19’un ayette verilen biricik fonksiyonunun dışında bir fonksiyon içeren yeni bir anlama bağlamasıdır.
19. yüzyıl iddiası da bütün sonuçları sağlayacak potansiyeldedir. Kuran’da 19. yüzyılın inkârcılar için bir fitne olacağının belirtildiği yönündeki iddiamız, Kuran’ın gelecekten haber vermesi bakımından bir mucizedir ve hem inananların imanını artıracak ve hem de kitap ehlinin inançta kesinlik kazanmasını sağlayacak kadar önemlidir.
19. yüzyılın en büyük fitnesi elbette “Evrim Teorisi”dir. Bu manada ünlü ateist Richard Dawkins’in sözleri önemlidir: “Darwin made it possible to be an intelectually fullfilled atheist”. Türkçesi: ”Darwin entelektüel anlamda tatmin olmuş bir ateist olmayı mümkün kılmıştır”. Charles Darwin ateizme temel oluşturan teorisini 1859 yılında (19. yüzyılda) yayınlamıştır.
İnsanlık tarihine baktığımızda “19” ve “fitne” kelimeleriyle örtüşen tek gerçeğin 19. yüzyıl ve “Evrim Teorisi” olduğu görülecektir.
Gerçekten de 19. yüzyıl ürünü bu “evrim fitnesi” hem kitap ehlinden hem de müminlerden pek çok insanın aklını karıştıracak kadar büyük bir fitnedir. Biraz araştırma yaptığınızda görürsünüz ki Hıristiyanlardan olsun Müslümanlardan olsun evrim teorisine tatmin edici bir cevap vermeye çalışan pek çok kişi hatta kuruluş vardır. Bu teoriye karşı “Akıllı Tasarım” adlı karşı bir teori bile öne sürülmüştür. Daha kötüsü bazı inanç sahipleri bu teori karşısında pes etmiş ve onu din ile uyumlu hale getirmenin yollarını aramaya başlamış ve “evrimle yaratılış” teorileri tartışılmaya başlanmıştır. Müslümanlardan bazıları Kuran’da karşı yönde birçok ayet olmasına rağmen “İslami Evrim” modeli geliştirmek amacıyla bu tarz bir yaratılışın Kuran’da geçtiğini iddia etmeye kalkmışlardır. Kısacası evrim teorisi gerçekten güçlü bir fitnedir. Ancak, Allah bunun bir “fitne” olduğunu bildirerek hem kitap ehline hem de müminlere yardım elini uzatmakta ve “kuşkulanmamamızı” istemektedir.
Ayrıca ayette hem kitap ehli hem de müminler için “şüphe” kelimesinin kullanılması 19. yüzyıl iddiamızı güçlendirmektedir. Kendinize şunu sorun: “Bugün kitap ehli ve müminlerin en büyük ve ortak “kuşku” kaynağı nedir?”. Bu durum 19. yüzyıl iddiasının sahip olduğu ve diğer iki iddiada bulunmayan önemli bir özellikle paralellik göstermektedir. Bu iddiada müminlerin ve kitap ehlinin “şüphe” kaynağı ile kâfirler için fitne olan şey aynıdır: “19. yüzyıl”. Bu özelliğin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü ayette “19’un başka şey değil ancak kâfirler için bir fitne” olduğu açıklanmak suretiyle müminlerin ve kitap ehlinin şüpheye kapılmaması istenmektedir. Bu ifade müminlerin ve kitap ehlinin bu şüphesinin de bir şekilde “19” ile ilgili olduğunu ima etmektedir. Bu açıdan bakıldığında sadece 19. yüzyıl iddiası testi geçmektedir.
Bir diğer önemli husus ta ayette “kitap ehli” ve “müminlerin” ayrı ayrı zikredilmesi… Yani bu mucize (her neyse) “kitap ehli” tarafından da –ister istemez- tasdik edilmek zorunda olmalıdır. Ancak “kitap ehli” olarak tarif edilen zümrenin “Kuran’a inanan” ile aynı olmadığı bellidir. Yani bu mucize “Kuran’a inanmasa da” “kitap ehline” bile anlamlı gelmelidir. “19 kodu” iddiasının sahiplerinin bu kıstası sağlayamadığı ortadadır. Ama “19. yüzyıl” iddiası “kitap ehline” de –ister istemez- anlamlı gelecektir.
Müddesir suresinin adının “gizlenen şey” olması da 19. yüzyıl iddiası ile bire bir örtüşmektedir. Şöyle ki küfür (ateizm) 19. yüzyıla kadar gizlenen bir olgu olmuş, hiçbir zaman entelektüel anlamda bir temeli olmamış, fakat 19. yüzyılda bu durum değişmiştir.
Kod 19 iddiasının sahiplerinin aleyhine olan bir durum da şudur: “Kuran’da bulunan herhangi bir şey bulunması zor bir şey olabilir elbette, ama anlatıldığında anlaşılması kolay olmalıdır”. Sonuçta Kuran tüm insanlara hitap eder. Bu açıdan Kod 19 iddiasının sahipleri güç durumdadır. Çünkü iddiaları pek çok insan tarafından “test” dahi edilememektedir. Kelimeleri ve harfleri sayarken hangi metodu kullandıkları bile tartışmalıdır. Örneğin Besmele’deki harf sayısının 19 olduğu iddialarına bile çok ciddi eleştiriler gelmiştir. Oysa 19. yüzyıl iddiası, anlatıldığında anlaşılması kolay bir iddiadır ve bu açıdan daha önceki Kuran mucizeleri ile benzer özellikler taşımaktadır.
Fitne Kelimesi
Kuran üzerine yapılacak bir araştırmada görülecektir ki “fitne” kelimesi Kuran’da şu anlamlarda kullanılmıştır: fitne (bildiğimiz anlamında), baskı, imtihan, kargaşa ve karışıklık, cezbedicilik, ceza ve birini şaşırtarak doğru yoldan saptırmak. Bu kelime (fitne) Kuran’da sıklıkla “fesat” kelimesi ile birlikte kullanılmıştır.
**
İnternet Kaynakları
Aşağıda 19. yüzyıl ve ateizm arasındaki ilişki ile ilgili ilginç bulduğum bazı alıntılara yer veriyorum:
Some of the great philosophers of the nineteenth century, such as Karl Marx, not only thought that no evidence existed to support the belief in a god, but also believed that religion was a creation of society. They thought that society created religion in order to supress man's desire to seek a good life by promising him a better after-life.(7) Others, like Sigmund Freud, believed that religion was something that comforted people and kept them somewhat in order. (8) With the endorsement of some of the greatest minds of the century, atheism became a notable philosophy of life for the first time in the nineteenth century.
http://religiousmovements.lib.virginia.edu/nrms/atheism.html
Türkçesi: “Yüzyılın büyük fikir adamlarının etkisiyle, ateizm ilk defa 19. yüzyılda saygıdeğer bir yaşam felsefesi haline geldi.”
**
Until the nineteenth century, atheism was widely thought to be not just false but impossible or crazy. By the early twentieth century, however, all that had changed. Indeed, according to some of our most influential culture-heroes - for example, Marx, Nietzsche and Freud - it is religion that is pathological and it is atheism that distinguishes our culture from those of the past. Yet despite the importance of atheism (for unbelievers and believers), its history has not been the object of much scholarly study.
http://www.amazon.com/Atheism-Britain-David-Berman/dp/185506474X
Türkçesi: “19. yüzyıla kadar, ateizm sadece yanlış değil fakat aynı zamanda imkansız ya da çılgın bir fikir olarak kabul edildi.”
**
Ateizm XIX. yüzyıldan itibaren yeni bir karakter kazanmıştır. Bazı çevrelerce bilimsel çalışmalar dinin aleyhinde görülmüş, pozitif bilimlerdeki çeşitli araştırmalar ve var sayımlar dinî inançların çürütülmesi amacıyla kullanılmaya çalışılmıştır. Ayrıca modern dönemde Batı'da insan özgürlüğü ile Tanrı iradesi (Kilise doktrinleri) arasında derin bir uçurum oluşmuş ve insanlar kendilerini bu ikilem içerisinde bulmuşlardır. Bu dönemde Tanrı problemi, ateistlerce insanın özüne yabancılaşması ve özgürlüğünü kaybetmesi açısından da temel bir mesele olarak gözükmüş-tür.(23)
Schopenhauer (1788-1860), Auguste Comte (1798-1857), Feuerbach (1804-1872), Marx (1818-1883), Nietzsche (1844-1900), Freud (1856-1939), Sartre (1905-1980) ve Ayer (1910-1989) gibi filozoflar modern dönemde ateizmin öncüleri olmuştur. Bu dönemde genelde bütün dinler, özelde ise Hıristiyanlık çeşitli biçimlerde eleştirilip reddedilmiştir.
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=325&yid=6&sayfa=5
**
Almost everyone who has studied human history, particularly its philosophical and social aspects, will agree that the nineteenth century was an important period, for it was during those years that the first steps were taken toward the future spiritual collapse. Its most important characteristic was the growth of atheism (i.e., rejecting God's Existence) as opposed to theistic beliefs and religion, which had been generally dominant in the world until then.
http://www.riseofislam.com/rise_of_faith_01.html
Türkçesi: “19. yüzyıl önemli bir zaman dilimiydi. … Bu yüzyılın en önemli özelliği ateizmin dini inançlar karşısında büyümesi oldu”.
**
19th CENTURY
The French Revolution (1789-1799) shocked the world in its violence and marked the end of another era. Religion began to reform and tried to blame the deists and other movements for the social turmoil that resulted. This reform is evident in the image of God, which is now shown as a loving, humanist deity. Rationalism, and later on Freethinking, organizes itself and starts to bring about social reform.
In 1841, Ludwig Feuerbach wrote a book called "The Essence of Christianity", which was one of the first German atheistic influences. The book theorized that God was man's projection of himself.
A year later, George Jacob Holyoake (1817-1906) was arrested for blasphemy. An English freethought organizer, he coined the term "secular". In 1859, Charles Darwin publishes his famous book "Origin of Species", which gave atheists their first natural explanation of animal and human life.
The freethinking movement definitely began to take root with the incredible action of two men, Charles Bradlaugh, and most importantly, Robert Ingersoll.
http://www.objectivethought.com/atheism/history.html
In the latter half of the 19th century, atheism rose to prominence under the influence of rationalistic and freethinking philosophers. Many prominent German philosophers of this era denied the existence of deities and were critical of religion, including Ludwig Feuerbach, Arthur Schopenhauer, Karl Marx, and Friedrich Nietzsche.[68]
http://en.wikipedia.org/wiki/Atheism
Türkçesi: “19. yüzyılın ikinci yarısında ateizm yükselişe geçti.”
**
In 1859, Charles Darwin published On the Origin of Species by Means of Natural Selection or the Preservation of Favored Races in the Struggle for Life, which described evolution by means of natural selection.
As we stated at the beginning, one of the main supports for the rise of atheism to its zenith in the 19th century was Darwin’s theory of evolution.
http://www.harunyahya.com/articles/70the_fall_of_atheism_sci34.php
Türkçesi: “Darwin 1859’da Türlerin Kökeni adlı eserini bastı. … Ateizmin 19. yüzyıldaki yükselişinin en önemli sebebi Darwin’in Evrim teorisiydi.”
**
The most influential publication of the nineteenth century was Charles Darwin 's Origin of Species. Published in 1859, described evolution by natural selection over millions of years and confirmed what many had suspected, that the Genesis creation story was not literally true. Many people became agnostics when they learnt how life on earth evolved and realised that there was no need for a god to have created it and that Earth and all the life forms on it were not created in six days, though others continued to prefer the biblical account. Scientists like Pierre and Marie Curie were not religious and motivated by the desire to know more and to improve the human condition.
http://www.humanism.org.uk/site/cms/contentviewarticle.asp?article=1220
Türkçesi: “19. yüzyılın en etkili yayını Darwin’in Türlerin Kökeni adlı eseriydi. … Pek çok insan süpheye düştü. …”
**
It was when the conflict between science and religion arose in the nineteenth century, largely because of Darwinism's inconsistency with a fundamentalist reading of the Bible, that humanism acquired its modern association with atheism or agnosticism.
http://www.srcf.ucam.org/hmmsoc/
Türkçesi: “Bilim ve din arasındaki çatışma 19. yüzyılda Darwinizm’in İncil’in kökten dinci yorumuyla çatışması neticesinde yükseldi.”
**
He realised that ideas have consequences and that the rise of atheism during the 19th century would in due course subvert the institutions created and sustained by the Judaeo-Christian faith.
http://www.christianheritageuk.org.uk/Mobile/default.aspx?group_id=32432&article_id=43921
Türkçesi: “ateizmin 19. yüzyıldaki yükselişi…”
**
Evrimciler sessiz de kalsalar yaygaralar da koparsalar sonuç değişmeyecek, evrim teorisinin oluşturduğu fitne ortamı -Allah’ın izniyle- inananların vesilesiyle yok edilecektir.
http://www.harunyahya.org/guncel/darwinizm1_0704.html
**
Hücrenin ve içerdiği maddelerin ne kadar kompleks, ayrıntılı ve üstün bir tasarıma sahip olduğundan habersiz olan bilim adamlarının birçoğu, bu kadar mantıksız ve cahilce iddialar içeren evrim teorisine körü körüne inandılar. Çünkü bu teori bir yandan da 19. yüzyılda güçlenen materyalist düşünceye, bir Yaratıcı'nın varlığını inkar ederek ve ortaya "tesadüf teorisi"ni atarak önemli bir destek sağlıyordu.
http://www.kuranvebilim.com/html2/mikrodunya/protein/protein0.html
***
|